
Vals Im Bashir , güzel olduğunu önceden tahmin ettiğim bir
filmdi.1975 yılında başlayan Lübnan iç savaşının kısa bir
bölümünü , yönetmenin hafızasından silinmiş olan Sabra - Şatilla
katliamını anlatıyor.Yönetmen hafızasında kalan son resimleri
birleştirmek adına , asker olduğu dönemde beraber savaştığı
insanları bulup onlara geçmişi hakkında sorular yöneltiyor.
Ancak aradığı geçmiş pek de güzel görüntülere sahip çıkmıyor.
Film beni öncelikle animasyon olarak etkiledi.Çizimlerde
kullanılan arka planlar oldukça detaylı çizilmişti , ayrıca
el çizimi olması da görselliğine ayrı bir hava katıyordu.En
az Persepolis kadar başarılı olacağından eminim.Ancak filmi
asıl çekici kılan nokta , savaşa , katliama ve acımasızlığa
karşı olan açık sözlülüğüydü.1982 yılında Sabra ve Şatilla mülteci
kamplarında yaşayan Filistinlilerin , aşırı sağcı Hristiyan
Falanjist gruplar tarafından katledilişine kalınan sessizliği ,
umursamazlığı öylesine derinden anlatıyor ki , anlamadığımız ,
hiç bilmediğimiz bir coğrafya üzerinde kendi başımıza gelmiş
gibi hissedebiliyoruz.İsrail'in ( özellikle de Ariel Şaron )
açık destekleyişi , kamplarda yaşayan kadın , çocuk ve yaşlıların
durumlarına bakılmadan vahşice öldürülüşleri ise insanın kanını
donduruyor.
Osmanlı'dan koptuktan sonra huzura kavuşamamış topraklar
Lübnan toprakları.Yıllarca süren iç savaş , insanları din ayırımı
ile birbirlerini katletmeye yöneltirken , nefreti de beslemeye
devam etti.Ne yazık ki nefret , yalnız Lübnan değil , tüm dünyada
gittikçe güçleniyor.
Tüm dünya şiddete boğazına kadar batmış olsa da , filmler de
artık iç açıcı olmasa da , yine de Vals Im Bashir izlenmesi
gerekenlerden.Her ne kadar insanlar gerçek şiddeti filmmişcesine
izlese de ...
14 Şub 2009
Beşir ve Son Vals - Sabra ... Şatilla
5 Şub 2009
Harvey Milk - Gay ve Ötekiler

Gus Van Sant , anlatımı sakin olsa da içine Sean Penn'i katarak
eşsiz bir biyografi sunuyor bize ; Milk.
Milk , San Fransisco'nun seçilmiş ilk gay politikacısı Harvey
Milk'in hayatının son dönemlerini anlatıyor.Filmi izledikçe böylesine
eğlenceli bir karakterin nasıl yoz beyinler tarafından aşağılandığını,
yok edilmek istendiğini görüp tiksiniyorsunuz.Eşcinsellerin
yaşamlarını günümüzde de hala çeşitli zorluklarla sürdürdüğünü
göz önüne alırsak , hakları için çabalayan insanların eskiden beri
neler çekitiğini bir nebze anlayabiliriz.
Filmin en önemli kozu ise Sean Penn.Karakteriyle gerek
görüntüsü , gerekse mimik ve jestleriyle birebir uyuşan Penn ,
filmi izlerken size gerçek bir Harvey Milk sunuyor.
Eşcinsellere önyargılı yaklaşımları olan insanları bile etkileyecek
böylesine güzel bir filmi izlemenizi tavsiye ederim.
29 Oca 2009
The Curious Case of Benjamin Button - Tersine Bir Yaşam

The Curious Case of Benjamin Button adından da anlaşılacağı
gibi oldukça tuhaf bir hikayeyi anlatıyor.Bu tuhaf ama masal
gibi film özetle şöyle :
80 yaşındaki birinin sahip olduğu tüm bedensel sorunlarla
beraber doğan Benjamin Button , diğer insanların aksine seneler
geçtikçe gençleşmesiyle sevdikleri ve çevresindekileri şaşırtan
bir karakter.Doğumu sırasında, annesi ölmek üzeredir.Ölmeden önce
istediği tek şey ise Benjamin'in babası Thomas Button'ın oğluna
iyi bir yaşam sunması.Ancak Benjamin'in ürkütücü görüntüsüne
dayanamayan Thomas onu bir huzurevinin önüne 13 dolar ile
birlikte bırakır.Onu kapının önünde kimsesiz bulan Queenie onu
huzurevindeki odasına alır ve kendi çocuğuymuş gibi bakmaya
başlar.
Henüz 5 - 6 yaşlarındayken 70 yaşındaki bir adamın görünütüsüne
sahip olan Benjamin , huzurevindeki hayata alışmıştır.Sıradan
bir çocuğun hisleriyle yaşıyor olsa da etrafındaki herkes ona
yaşlı bir adammışcasına davranır.Daisy hariç.Kendi yaşlarındaki
bu kız her ne kadar ondan oldukça genç gözükse de onun yaşlı
biri olmadığının farkındadır.Benjamin ilk görüşünden itibaren
Daisy'den hoşlanır.
Bir süre sonra Mike isimli bir kaptanın teknesinde ufak da olsa
bir iş bulur.Benjamin , bu iş için oldukça isteklidir ve bir süre
sonra bu tekneyle denize açılır ve çeşitli yerleri gezer.Bu arada
Daisy'ye de kart atmaktadır ancak günün birinde kaldıkları otelde
rastladığı bir kadından hoşlanır.Önceleri sadece gece konuşmalarıyla
süren bu durum , bir süre sonra gerçek bir ilişkiye dönüşür.Ancak
bir gece aniden kadın gider.Bu sırada Amerika 2. Dünya Savaşı'na
girmiştir ve Benjamin , Mike ve tayfasıyla beraber savaşa gider.
Savaşın kanlı yüzünden habersiz , hurdaya çıkmış gemileri taşıyan
tekne sonunda bir denizaltı ile karşılaşır ve denizaltının ateşi
sonucu Mike dahil teknedekilerin çoğu ölür.Benjamin bundan sonra
eve dönmek zorunda kalır.
Gençleşerek yaşamaya devam ederken Daisy huzurevini ziyarete
gelir.Birbirlerinden hala daha hoşlansalar da Daisy farklı bir yaşam
seçmiştir .Dans eğitimi alması onu cinsel konularda özgürleştirmiş ,
eski küçük Daisy olmaktan çıkarmıştır.Bir kaç denemenin sonunda
birbirleriyle uyuşamayan Daisy ve Benjamin bir süreliğine yollarını
ayırırlar ancak Daisy Paris'te araba kazası geçirip dans edemez
hale geldikten bir süre sonra tekrar beraber olurlar.Benjamin
gün geçtikçe daha da gençleşmektedir ve Daisy ile uzunca bir süre
oldukça keyifli bir şekilde yaşarlar.
Ancak sorunlar Daisy'nin hamile kalmasıyla başlar.Benjamin gün
geçtikçe gençleştiğinden dolayı kızına babalık edemeyeceği
korkusunu taşır ve bir süre sonra kızı Caroline ve Daisy'yi bırakıp
gider.Döndüğünde 20lerinde bir erkek görüntüsüne sahiptir ve Daisy
oldukça yaşlanmıştır ancak yine de son kez bir gecelerini beraber
geçirirler.
Tüm bu olanlardan sonra Benjamin küçük bir çocuk haline gelir.İyice
yaşlanan Daisy huzurevine yerleşir ve Benjamin'e bakmaya başlar.Gün
geçtikçe tüm hafızasını yitiren Benjamin Daisy'nin kollarında
minicik bir bebekken ölür.
Tüm hatlarıyla olmasa da genel olarak böyle özetlenilebilir The
Curious Case of Benjamin Button.İyi bir film izlemek istiyorsanız
sakın kaçırmayın.
15 Oca 2009
Freaks : Bir Tavuk-Kadın Hikayesi
Teknolojik bulamaç filmlerden hoşlananların ilgisini çekmeyecektir
Freaks.Sadeliği , karanlığı , kendine özgülüğü birarada bulmak ancak
iki dünya savaşı arasına girmiş bu filmde mümkün.
Tod Browning, 1932'de seyircilerin dayanamayıp sinemayı terketmesine
sebep olan bu filmi çekerken korku filmi olmasını mı , duyarlı bir sosyal
gönderme olmasını mı yoksa sadece duygu sömürüsüyle para kazandırmasını
mı bekliyordu bilinmez ancak İngiltere'de onlarca yıl yasaklanan Freaks
şüphesiz izleyen herkesi bugün bile dehşete düşürüyor.Günümüz korku
filmlerinin klişelerinden uzak ve tamamen vücutları deforme olmuş oyuncularla
çekilen film izleyenleri rahatsız edecek kadar gerçek.Kendinizi asırlarca
süregelen bedensel güzelliğe tapınma alışkanlığını sorgularken bulduğunuz film ,
normal ve anormal olanın anlamını arıyor.Toplumda ucube olarak nitelendirilen
bedensel özürlüler ,bu filmde hayatlarını sirkte çalışarak sürdürüyorlar.
Ucubelerin kendilerine ait tek önemli kuralları var ; eğer birini incitirseniz
hepsini incitmiş , birini memnun ederseniz hepsini memnun etmiş olrsunuz.Film
bu kuralı çiğneyen Cleopatra'nın başına gelenleri anlatıyor.Cleopatra oldukça
güzel bir trapez artisti , güzelliği etrafındaki tüm erkekleri etkiliyor ,
özellikle de Hans'ı.Hans ise kendisi gibi cüce olan Frieda ile nişanlı.Ancak
Frieda'nın sevgisi bile Hans'ı Cleopatra'ya aşık olmaktan alıkoyamıyor.
Cleopatra ,Hans'ın kendisine olan düşkünlüğünden yararlanıp onu maddi olarak
kullanıyor.Frieda Cleopatra ile konuşmaya gittiğinde Hans'ın bir
servete sahip olduğunu ağzından kaçırıyor , böylece Hercules(Cleopatra'nın
sevgilisi) ve Cleopatra serveti elde edebilmek için planlar yapıyor.Öncelikle
Hans ile evleniyor , daha sonra içkilerine ve yemeklerine zehir katarak onu
yavaşça zehirliyor.Bunu gören diğer ucubeler çok geçmeden Hans'a durumdan
bahsediyorlar.İşte bu Cleopatra'nın sonunu hazırlıyor.
İntikam arzusu film boyunca beyninize kazınıyor . İnsanların özürlülere olan
hakaretleri ve aşağılamaları öyle bir noktaya ulaşıyor ki , ucubelerin intikamları
kendilerini haklı bir konuma çekiyor.Neredeyse seksen yıllık bu film geçen
zamana rağmen hala daha sizi şaşırtıyor ve etkiliyor.
Günümüzde empoze edilen güzel olmanın birey olmayı getirdiği hayaline karşı
ayakta duran sağlam bir başyapıt.Eğer "bizler ve onlardan" hoşlanmıyorsanız
bu filmi izleyin derim.


