Aşk hakkında yeni keşiflerim var!
Demirin kristal yapısında - örneğin kübik
hacim merkezli bir kristal yapıda - boşlukları
dolduran karbon atomları gibi aslında aşk
denilen nevrotik tutum.Kişicikler içlerindeki
boşlukları bir başkasıyla alaşım yaparak
dolduruyorlar sanırsam.Böylece mukavemeti
yüksek bireyler olup çıktıklarını düşünüyorlar.
Aslında aşk dedikleri meret bireylerin kendi
zavallılıklarını kapamak için bir başkasını
kullanmalarından başka bir şey değil.
Yüce insanlığın(!) en önemli konudaki(!!)
tavırları demirinkinden bile öteye gidemiyor
malesef...
28 Şub 2010
Aşkın Fe-C Tutumu ...
19 Mar 2009
Teklonojik Aşk Saçmalıkları - Romantik Telefon

Tren , metro gibi raylı toplu taşıma araçları için
yazılan hikayeler , şiirler yok edilsin , yansın kül
olsunlar da görmeyelim bir daha.Teknolojik aletler nasıl
romantik çağrışımlar yapabilir ki? Yakında metrobüs için
de sulandırılmış aşk dolu saçma hikayeler yazılmaya
başlanırsa şaşırmayın sevgili blog okuyucuları.Bir
düşünsenize , bilimadamı abimiz oturup kasıyor , senelerce
fizikti matematikti her şeyde uzmanlaşıyor , sonra para
kazanmak için bir fabrikaya giriyor , fabrikada kasıp
son model bir cep telefonu üretiyor ve salak bir şarkıcı
çıkıp cep telefonu ile aşkın harmanlanmasıyla yazdığı
iğrenç bir şarkıyı içinde bol bol dansçı kız bulunan
bir klipte bağıra bağıra söylüyor.Bu mudur yeni toplumun
aşk anlayışı?Romantizm laptoplarda , cep telefonlarında
mı aranır oldu?Metroya bindiğinizde bir an önce inmek
dışında aklınıza bir şey geliyor mu?Bilgisayar kullanırken
aklınıza sevgiliniz mi geliyor?Binlerce saçmalık.Neyse
şimdilik gutbaaay .
7 Mar 2009
Şahsi Hakaretlerim - Sadece Saçma

7 24 sabit saçmalama düzeni.
Ne yazmak istediğini
bile bilmeyen salağın tekisin .
Yerine oturmuş ,
şekillenmiş tek bir düşüncen yok .
Onun yerine beyninde
bir kazan çorba kaynatmış , içine bulduğun her şeyi
ekliyorsun.
Ya çok tuzlu oluyor ya çok biberli.
Kulakları küpeli.
Pis deli.
Sevimsiz maymun.
Pırasa saç.
Kat kat göbek.
Tiz.
Ayrıca no tin.
Kara kedi kişiliği.
Ace beyazı.
Büzülemeyen torba ağız.
Özetle bu kadarsın .
4 Mar 2009
Toradora - Ağlayabildiğim Tek Şey

Elimde değil , ne yaparsam yapayım Toradora'ya
ağlıyorum.Cisimleşmiş , gerçek olan şeylere ağlayamam
örneğin.Ama lanet bir anime yüzünden her hafta zır zır
ağlıyorum.Aslında ne hayatıma benzer bir yanı var , ne
de bana bir şey hatırlatıyor.Ama sürekli ağlıyorum ,
hangi bölümü olursa olsun.Ben ağlamaya gidiyorum ,
gutnayt beybiler.
27 Şub 2009
Düşünce Oltası - Yem Olan Merak

Düşünceleri yakalamak için odamın ucunda oturmuş ,
düşünce denizine olta sallıyorum şu an.Ara ara oltaya
bir iki düşüncemsi şey takılıyor , ama öylesine ufaklar ki
düşünce diye nitelendiremiyorum .Gerçek bir düşünce
yakalamanın zorlaştığı günlerdeyiz artık , düşünce
yakalamaya çalışan çok fazla insan ve onların gözükmeyen
ama varlıklarını hissettiren odaları var her yerde.Kimi
zaman iyi düşünceleri daha şanslılar yakalayabiliyor.
Daha yetenekli veya daha donanımlı değiller oysa , biraz
daha şanslılar.O yüzden diğer düşünce avcıları bırakmasınlar
başladıkları işi yarıda.
Düşünce yakalamanın inceliklerinden biri sağlam düşünce
oltası bilgisine sahip olmaktır.Düşünce oltasını nasıl
kullanacağınızı bilirseniz eğer düşünce yakalama işlemi o
kadar kolay olur.Düşünce oltasının özelliklerini bilen pek
insan yoktur aslında.Düşünce oltası , milyarlarca yazıdan ve
kitaptan oluşmuş oldukça uzun bir oltadır ve taşıyabilmek
için uygun karaktere sahip olmak gerekir.Düşünce oltasının
ucuna takılması gereken ve düşünceleri en çabuk kendine
çeken yem , meraktır.Sahip olduğunuz meraktan oltayı her
sallayışınızda bir parça kullanırsanız , iyi bir düşünce
yakalama ihtimaliniz yükselir.Öğrenme isteği ve zevk de iyi
birer yemdirler , ancak merak çok daha etkilidir.Düşünce
yakalamanın en önemli sırrı ise sabırdır.Sabırlı olmadığınız
sürece düşünce denizinde istediğiniz gibi bir düşünce
yakalamanız imkansızlaşır.Bunlar düşünce avının altın
kurallarıdır.
Ben kendi düşünce avıma döneceğim birazdan.Oltama iyi bir
şey takılırsa sizlerle paylaşırım , şimdilik hoşçakalın.
23 Şub 2009
20 Şub 2009
Yasak Elma Arzusu - Günahı Özlemek

Tadını alamadığım , kokusunu içime çekemediğim ,
parmaklarımın uçlarını üzerinde gezdiremediğim tek
varlık sensin.Sen bana asırlardır yasak olan tek
elmasın.Avucumda tutamadığım halde günahı tüm
hücrelerime enjekte edensin.Günahkar olmanın
zevklerini hissettirecek kadar arzulanası ve
asla benim olmayacak kadar imkansız olansın.
Sen , bana ait olmayansın.
Yıllarca beni çağıran tenine uzaktan baktığım ,
dokunmadığım için yakansın beni.Yandıkça vücudumdan
parça parça kopan benliğimin her kopuşta öldüğünü
ve senin için dirildiğini anlatansın bana.Diriliş
için tek dayanağımı ve her ölüşümü zevkli kılmamı
benden çok uzaktaki varlığınla sağlayansın.
Sen , bana ait tek sırsın.
Rüyalarımda kirletmeye kıyamadığım , hayallerimle
özünü bozamadığımsın.İstediğim ve bedenimden
ayrılana kadar istemeye devam edeceğim , yalnız benim
olan günahımsın.
Sen , geçmişte bırakamadığımsın.
19 Şub 2009
Düş Baltalanması - Aradaki Duvar

Elimde balta , kimi düşleri baltalama çabası
içindeyken , baltalayamayacaklarımı görüp üzülsem
mi diye diye düşünürüm.Baltalama işlemi yapamayacağım
şeyler sinirlendirse de içimde sakladığım mektubun
zarfını makasla keserseniz içinden saygıyla
tütsülenmiş özenti çıkacağını görürsünüz.Çünkü
onlar zekamın ötesine geçmiş , kendilerine çoktan
başka bir boyutta yumuşacık bir yer edinmişlerdir.
Balta darbelerinin ( çevredekilerin boş hayallerine
indirildikleri zaman onları öldüresiye kanatsa da )
diğer boyutla aramıza giren Berlin duvarına çizik
bile atamayacak kadar güçsüz salınımlara sahip
oluşlarını hissederim bazen.İşte hayal kırıklığı
ve benim için düş baltalanması budur.Diğerlerinin
düşleri , varlıklarını Newton yasalarına uygun
sabit korunumla sürdürdükleri sürece ben düşlerimi
en tepeye çıkaramam.Zaten baltaya sahip olmamın
yegane sebebidir en iyi düşlere sahip olma tutkum.
Ve aramızda tığla işlenmiş dantelden bir set olmasa ,
rakibim olan tüm hayalcilerin düşleri çoktan
baltayla tanışmış olurdu.
18 Şub 2009
Avucunda Kalmış Aşk - Soğuk ve Sıcak

Geçen gece kaybetti onu.Avucunda sımsıkı tutardı
aslında.Yine de kaybetti.Kaybolmayacağından öylesine
emindi ki , gidişinin farkına varamadı gün boyunca.
Gece gelip , etrafı karanlıkla dolunca kalbine ağırlık
çöktü.Kalbi uyarmasa belki anlamazdı hala yokluğunu.
Kaçabileceğini düşünmemişti .Ömrü boyunca avucunda
saklanmıştı , dışarıyı görememişti hiç.Sadece avucunu
açtığında onu görürdü , aslında bu da ona yeterdi.Sadece
avucunu açtığında görebildiği bu insanı kısıtlı zamanında
sevmişti.Aşk , ona göre o yüzü görebildiği parmak aralığıydı.
Avucunda soğukluğu ilk kez hissetti.O yaşına kadar hep
sıcak kalmıştı içi.Küçücük bir aşkı saklamıştı orada ,
kimse görmemişti.Düşünürken irkildi.Uzun zamandır o kadar
sıkıyordu ki ellerini , mutlaka içeride ezilmişti.Bayılacak
gibi oldu , ancak toparladı kendini.Bütün gece ağladı.
Kaçtığından beri aklı karışıktı.Özgürdü artık , ama mutlu
değildi.Güneşi görebiliyordu , ama üşüyordu.Alışması lazımdı.
Yorulmuştu tek taraflı aşkından.Özlüyordu çoğunlukla onu.Ancak
gidemezdi geri.Unutmak istedi onu.Unuttu.
Aramadığı yer kalmadı.Avucu öylesine soğudu ki , dönse bile
kalamazdı orada artık.Aramayı bıraktı.Artık yalnızdı.Kabullendi.
Avucuna son kez baktı ve olduğu yerde uyuyakaldı.
Başka bir avuç buldu sonunda kendine.Daha sıcak olduğundan
ya da hiç saklanmak zorunda olmadığından sevmişti burayı.Belki
de hayat böyle açıkken daha kolaydı.Geçmişi geldi aklına bir an.
Hemen unuttu.Böyle çok mutluydu.
Fazla Kişisel - Marina Kahve ve Tuvalet Üçgeni

Sağlıklı yaşamaktayım , cidden.Milk the Superblogerer
bebeğimle son zamanlarda ne zaman dışarı çıksak sadece
kahve içiyoruz , alkol tüketimi oldukça azaldı.Elbet uzun
sürmez bu durum , eminim ki günün birinde "ciyaaak" diye
bağırıp , alkol tüketimine geri dönecek , bira ve vokta
şirketlerini daha da zengin edeceğim.Ancak o zamana kadar
kahve ile takılacağım , belirteyim.Gerçi kahve de deli
ediyor beni , onu da alkol gibi tüketiyorum.Nitekim bugün
de bir kahve depolaması yaşadım .Oturduğumuz yer , yan
masada karı kız muhabbeti yapan 30larında bir takım erkek
bozmasını saymazsak , epey rahat sayılırdı .Fazla rahattı
hatta , Milk uyuklayıp durdu .Uyumadığı aralarda ise her
bir halta sahip Başak karısına hediye ne almamız gerektiğini
uzun uzun tartıştık ve sonuca ulaşamadık.Sonra ise yaz başı
Londra'ya gitme hayalleri kurduk bir süre ( yapmalıyız bunu
Milk ).En sonunda da hadi kalk yürüyelim dedi.Marinanın
etrafını dolaştık , bu sırada da güzel yatlara sulanıyorduk
tabi.Milk en çok Daddy's Toy adlı bir yatı beğendi , ama
benim favorim kesinlikle en uçtaki dev yat(kendisi bizim
ev boyutunda bir şey ).Şimdi bunları niye anlatıyorsun
e be gerzek diyenleriniz olabilir , şahsen bilmiyorum.
Anlatasım geldi çok.Marina çıkışında Milk ile yollarımız
ayrıldı , eve doğru kös kös yürüdüm.Eskiden olsa yürürken
binlerce şey düşündüğüm , bana garip şeyler hatırlatan o
yol boyunca bugün düşünebildiğim tek şey çişimin gelmiş
oluşuydu( o kadar kahve içersen olacağı budur).Garipsedim.
Sonuç olaraksa şuna vardım , %100 duygusuzum .Üstüne gidip
kendime dert edeceğim hiçbir şeye sahip değilim.Gerçek bir
organik kayayım anlayacağınız.Yaşantım temel işlevlerim
üstüne kurulu , düşünebilidiğim şeyler de onlarla ilgili
haliyle(bkz ; çişimin gelmesi üzerine uzun uzun düşünmem).
Şikayetçi misin bu durumdan diye sorarsanız , hayır
değilim.Laf olsun diye anlattım.Neyse herkese iyi tuvalet
düşünceleri...
16 Şub 2009
Mental Yorgunluk - Okul

Okul açıldı bugün.
Beynimi öldüren eylemlerin başını çekiyor okul.
Her gidişimde beynimdeki yüzlerce nöronun ciyak ciyak
bağırdığını hissediyorum.
Yalvarıyorlar bana , götürme bizi o zindana diye.
El mahkum sürükleyeceğim bugün yine onları.
Ah , hayat kitap okumak ve evde pineklemekten ibaret
olsaydı.
Başka bir şey istemezdim.
Yeter bana onlar.
Aslında okula gitsem de o kocaman pencere kenarlarına
oturup kitap okuyorum zaten.
Derse pek nadir girerim.
Gitmiş olsam da.
Açıkcası polimer malzemelerin yapısı hiç ilgimi çekmiyor.
Demir yüzde 0.2 karbon katıldığında çelik oluyorsa bana ne.
Sıkıcı.
Zaten okula gidene kadar çektiğim yol , dünyanın etrafında
bir tur atmakla aynı değere gelmiştir bu kadar sene boyunca.
Deliriyorum.
Neyse bana okul yolları gözüktü.
Herkese iyi haftalar.
Gift for Everyone - Give Some Gifts

Guguk Kuşu ve antiparadigma tarafından ayrı ayrı
ödüllendirilmişim , ancak henüz şimdi gördüğüm için biraz geç
oldu.Eh ben de 7 blogu ödüllendireyim .
-Milk the Superblogerer
-Teoride Sarhoş, Pratikte Deli
-Farmakolojik deli
-Kelebenk
-Aydan Atlayan Kedi
-Mütevelli Heyeti
-Allegra'nde!
15 Şub 2009
Diğer Tüm Yüzler - Genellikle Ahlaksız

İkiyüzlü olmak dedikleri kadar kötü müdür acaba ? Benim
onlarca yüzüm var çünkü.Kimi zaman ahlaklı ve usluyum , kimi
zaman ise ahlak kavanozuna tükürürüm.Kimi zaman kadın gibi
davranırım , kimi zaman da erkek gibi.Çok okuyan anlayışlı
bir entellektüel olduğum zamanlarım da olur , şımarık ve
çekilemez bir çocuk gibi davrandığım da.
Söylesenize , birden fazla yüzünüz varsa kötü mü sayılırsınız?
Aslında böylesine kıvrak bir yılan olduğum için kendimi
içten içe kutlamıyor da değilim.Biliyorum ki dünya düzeni
insana ancak ona gülümsediğinde gülümser.İnsanlar da sadece
görmek istediklerini görür ve onlara görmek istedikleri yüzünüzü
çevirdiğinizde dünyadaki tüm zenginliği önünüze dökerler.İster
duygusal olarak sömürebilirsiniz , isterseniz de maddi.
Kazançlı çıkartır sizi çoğunlukla , içinizdeki küçük pragmatik
canavarı ancak böyle doyurursunuz.
Bazılarınız içinden " ben asla böyle biri olamam " diye
geçiriyor olabilir , ancak kandırmayalım birbirimizi.Hepimizin
içinde sakladığı farklı yüzleri yok mu ? Bu yüzler , ne zaman ahlak
kalıpları sıkıştırsa kurtarmıyor mu bizi ? Nefret ettiğiniz
insanlara gülümsemek zorunda kalmıyor musunuz ? İstemediğiniz
bir işi yaparken kimi zaman memnuniyet harmanlı sahte yüzünüzü
çıkarmıyor musunuz ortaya ?Sizin de cebinizde taşıdığınız ve
sadece sevdiklerinize göstermediğiniz maskeler yok mu ?
Benim favori yüzüm sabırlı olandır.Her sıkıştığımda işe yarar .
İçimde kafasını küvete sokup işkence yaptığım gerçek kişiliğim ise
kaçmak için debelendikçe daha çok boğulur.Diğer yüzlerim gerçek
olanından daha baskın olanlardır , benliğim ise yanlarında
mahallede sürekli dövülen küçük çocuk gibi kalır hep.Bu yüzden
diğer yüzlerimi severim , güçlüdürler.
İkiyüzlü olmak hala kötü müdür acaba ?
14 Şub 2009
Mental Yorgunluk 2 - Bırakmak

Mental yorgunuk version 2 ...
Yorgunluk geçmiyor be arkadaşım , bitmek bilmiyor.
Üstüme fazla gittiğimden söz etmiş bazı arkadaşlar yorumlarında.
Belki fazla yükleniyorumdur kendime.
Ama kendime yüklenmezsem başka kime yüklenebilirim ki?
Kimden almam lazım hırsımı ?
Ya da cidden birine yüklenmem gerekir mi?
Dünya üstünde nefret edilesi herşeye olan sinirimi , şiddete
ve cehalete duyduğum tiksintiyi birilerinin üstüne yüklemem
anlamlı mıdır?
Neyse.
Koca göbekli kedimi sıktım.
Her zaman yaptığı gibi ciyak ciyak bağırdı ve kaçtı.
Huysuz bir erkek kedi.
Genel olarak tüm erkek bireyler için mükemmel bir örnek.
Boğazına düşkün.
Miskin.
Huysuz.
Uykucu.
Sevildiğinin farkında değil.
Ve nerede ve ne kadar uzak olunursa olunsun kendini özleten bir
tüy yığını.
Dedim ya , maymundan evrilmiş canlıların dişi olmayanlarına
benzeyenler için harika bir örnek.
Tüm dünyası da aynı onlar gibi önündeki organa bağlıydı , ancak
ufak bir operasyondan sonra artık işlevsiz.
Blah blah.
Saçmalıyorum yine.
Bıraktım şimdilik.
12 Şub 2009
Mental Yorgunluk - Yazamamak

Yorgunum .
Fiziksel değil , mental.
Düşünmekten yoruldum.
Sürekli düşünüp de hayatta elde kalacak bir halt yapmamak nedir
bilir misiniz ?
Ben biliyorum , yaklaşık olarak hayatımın son
4 senesini bir şey yapmadan geçirdim.
Uzmanlaştım hatta bu konuda.
Fiziksel güzelliğe sahip olamayan bir kısım gibi ben de kendimi
düşünmeye , zekasal gelişime adadım güya.
Bedeninle yapamadıklarını
beyninle yap.
Ancak anlıyorum ki benden bir bok olmaz.
Ne görüntü var , ne de zeka.
Çaba kelimesinin anlamını bile bilmiyorum sanırım.
O yüzden bir şeyler için de çabaladığım yok , ilerideki yaşantıma
dair ne bir hayale sahibim , ne de isteğe.
22 yaşında bir insanın
sahip olması gereken yaşama isteğinin kırıntısı yok , sadece vakit
öldürüyorum.
Ölmeyi arzuladığım falan da yok , yanlış anlamayın hap içip kendini
öldürmeye çalışan ergen triplerinde değilim.
Hatta böyle konuştuğuma
bakmayın , canım fazla kıymetlidir.
Ama yine de mutlu olmak nedir
fikrim yok.
Ömrümün herhangi bir döneminde mutlu olduğumu hatırlamıyorum.
Hep mutsuzdum.
Neyse , dedim ya yorgunum.
Yazacak halim yok , sonra devam ederim.
11 Şub 2009
Ben Ben Ben - Bencil Bir Yazı

*Tamamen işlevsizim.Diğer bir deyişle bir .oka yaramıyorum.
İnsanlara faydası dokunabilecek biri değilim , çok bencilimdir
çünkü.Bencil olmaktan da oldukça memnunum.Yaşadığım bir tanecik
hayatımı ona buna yaranmak için mahvedemem.
*Hayvanlara aşırı tutkum var.Evde kocaman bir tüy yumağı
( 10 kg olan bir kedi ) beslediğim gibi , evin etrafındaki diğer
tüy yumaklarını da besliyorum.Sinek bile öldüremem.Öldürenlere de
çok pis çemkiririm.Felseme göre eğer sinekleri öldürmeyi düşünmezseniz
onlar da sizi ısırmaz.Denedim işe yaradı.Senelerdir hiç sinek
ısırmaz beni.
*Alışveriş yapabilen biri değilimdir.Elime geçen tüm parayı da
kitaplara harcarım.O yüzden evde giyecek bir halt bulamam genelde.
Ama mağazaları Başak karısı yüzünden periyodik olarak iki haftada
bir gezmek zorunda kalırım.Bütün cadde modasından haberim de
olur haliyle.
*Düzensiz yaşarım , uyku saatlerim olmaz .Günde üç öğün yemek
yediğim bir gün hatırlamıyorum.Yürüştü , spordu hedeydi hödöydü işim
olmaz.Sağlıklı ve fazla bakımlı insandan korkarım .Temizlik manyaklarını
ise hiç anlamam.
*Yalnız zeki insanlarla ciddi muhabbet ederim.Aptallara tahammül
edemem.O yüzden düzgün konuştuğum insan sayısı sınırlıdır.İnsanları da
pek sevmem.Hayvanları tercih ederim.
*Erkek işi diye tanımlanan şeyleri yapıp da erkeklerle dalga geçmeye
bayılırım.
*Çok film ve anime izlemişimdir.Hatta ömrümün çoğunluğu anime
izlemeyle geçti desem yeridir.İki madde önce dediğim gibi insanların
kanlı canlı versiyonlarından hazzetmediğim için , çizilmiş ve sevimli
gözüken hallerini izlemeyi tercih ederim.
*Çok bilen insana taparım.Pervane olurum.Saygıda kusur etmem.Sarıp
sarmalar sandığa koyarım , o derece.
*Kadınların yapması gereken (!) şeylerin çoğunu yapmam.Yemek yapmam ,
temizlik yapmam , bakımlı değilimdir , güzel gözükmek için uğraşmam ,
televizyon izlemem , sevgilimi anlatmam , evliliğe özenmem , çeyiz ile
uğraşmam , namuslu değilimdir , ahlak anlayışım yoktur vs...
To be continued...
10 Şub 2009
Mim - Mimlediğim Edgar Allen Poe

Sevgili PoLLY mimlemiş beni .Pek şiir okuyan biri değilim ama
Edgar Allen Poe severim .Biri Milk the Superblogerer ın lisdeyken
kitabında okuyup dibimin düştüğü Annabel Lee , diğeri de sonradan
okuyup çok sevdiğim The City In the Sea .
Annabel Lee
It was many and many a year ago,
In a kingdom by the sea,
That a maiden there lived whom you may know
By the name of ANNABEL LEE;
And this maiden she lived with no other thought
Than to love and be loved by me.
I was a child and she was a child,
In this kingdom by the sea;
But we loved with a love that was more than love-
I and my Annabel Lee;
With a love that the winged seraphs of heaven
Coveted her and me.
And this was the reason that, long ago,
In this kingdom by the sea,
A wind blew out of a cloud, chilling
My beautiful Annabel Lee;
So that her highborn kinsman came
And bore her away from me,
To shut her up in a sepulchre
In this kingdom by the sea.
The angels, not half so happy in heaven,
Went envying her and me-
Yes!- that was the reason (as all men know,
In this kingdom by the sea)
That the wind came out of the cloud by night,
Chilling and killing my Annabel Lee.
But our love it was stronger by far than the love
Of those who were older than we-
Of many far wiser than we-
And neither the angels in heaven above,
Nor the demons down under the sea,
Can ever dissever my soul from the soul
Of the beautiful Annabel Lee.
For the moon never beams without bringing me dreams
Of the beautiful Annabel Lee;
And the stars never rise but I feel the bright eyes
Of the beautiful Annabel Lee;
And so, all the night-tide, I lie down by the side
Of my darling- my darling- my life and my bride,
In the sepulchre there by the sea,
In her tomb by the sounding sea.
............................................................
The City In the Sea
Lo! Death has reared himself a throne
In a strange city lying alone
Far down within the dim West,
Where the good and the bad and the worst and the best
Have gone to their eternal rest.
There shrines and palaces and towers
(Time-eaten towers that tremble not!)
Resemble nothing that is ours.
Around, by lifting winds forgot,
Resignedly beneath the sky
The melancholy waters lie.
No rays from the holy heaven come down
On the long night-time of that town;
But light from out the lurid sea
Streams up the turrets silently-
Gleams up the pinnacles far and free-
Up domes- up spires- up kingly halls-
Up fanes- up Babylon-like walls-
Up shadowy long-forgotten bowers
Of sculptured ivy and stone flowers-
Up many and many a marvellous shrine
Whose wreathed friezes intertwine
The viol, the violet, and the vine.
Resignedly beneath the sky
The melancholy waters lie.
So blend the turrets and shadows there
That all seem pendulous in air,
While from a proud tower in the town
Death looks gigantically down.
There open fanes and gaping graves
Yawn level with the luminous waves;
But not the riches there that lie
In each idol's diamond eye-
Not the gaily-jewelled dead
Tempt the waters from their bed;
For no ripples curl, alas!
Along that wilderness of glass-
No swellings tell that winds may be
Upon some far-off happier sea-
No heavings hint that winds have been
On seas less hideously serene.
But lo, a stir is in the air!
The wave- there is a movement there!
As if the towers had thrust aside,
In slightly sinking, the dull tide-
As if their tops had feebly given
A void within the filmy Heaven.
The waves have now a redder glow-
The hours are breathing faint and low-
And when, amid no earthly moans,
Down, down that town shall settle hence,
Hell, rising from a thousand thrones,
Shall do it reverence.
Ben kimseyi mimlemiyorum , isteyen yazsın.
9 Şub 2009
Kahve Bahane - Yalan Şahane

Kahve falı bakmaktan nefret ediyorum ! Bu oldukça içten
bir itiraftır , neredeyse her-çekilmez-gün en az iki üç kere
kahve falı bakmak zorunda kalıyorum.Üstelik inanmadığım ve
tasvip etmediğim bir durum bu.E nerden çıktı şimdi bu fal
bakma olayı diye soran olabilir - ki oldukça da haklıdır- .
Şöyle ki , şahsım tarafından yaklaşık dört sene önce (üniversiteye
ilk girdiğim yıl ) etrafımdaki kızların -sayıları pek fazla
olmasa da- kahve falı bakılarak anında arkadaş edilebildiğini
fark etmemle , her haltı bilen falcı durumuna düşmüş oldum.
İlk zamanlar eğlenceli bile sayılabilirdi , ben sallıyordum ,
etrafımdaki şaşkolozlar da yüce bir varlıkmışım gibi beni
dinliyorlardı.Geleceği bilme arzusu insanların içinde o kadar
büyük bir yere sahip ki , kendilerinin bizzat anlattıkları
olayları allayıp pullayıp onlara tekrar yutturmamı bile
anlamıyorlardı.Tabi bu durum seneler geçtikçe ayin şekline
dönüştü , beni her gören "bir kahve içsem falıma bakar mısııııın?"
diye üstüme atlamaya başladı.Korkunç karakterim ( malesef )
yüzünden insanlara olmaz diyemem. Haliyle her falıma bak diyenin
falına bakarım.Herkesin falına baktıkça bendeki masal uydurma
potansiyeli bir gelişti ki sormayın.Kahve fincanlarının içinde
üç kuşak ötedeki akrabalarının hamileliğini bile görür oldum!
Zaten ortalama bir kıza ( hepsine değil , arada akıllı istisnalar
da çıkıyor ) aşk hayatıyla ilgili hikayeler anlatırsanız size
tapar.Sevgilileriyle aralarındaki sorunları anlatırsanız hemen
onaylar , hepsinin sorunu vardır.Sevgilisi yoksa - ki bunu tipine
bakarak da anlarsınız , hemen belli ederler - hoşlandığı adamın
onunla ilgilendiği yalanını sallarsanız mutluluktan uçar .
Güzel bir evlilik hepsinin istediğidir zaten , en az iki tane de
çocuk.Çok nadir duymuşumdur "öyle şeyler yaşamadım" lafını.Çünkü
herkes böyle yaşamayı sever.Kısacası yıllar geçtikçe uzman yalancı
konumuna gittikçe yaklaşıyorum.Aslında turistik bölgelerdeki
lüks otellerde kahve başına 50 - 100 TL arası bir fiyat ödendiği
gerçeğini öğrenince bu işe girmem gerektiğini düşünmüştüm ,
ancak o kadar sıkıcı ki milyarlar kazandırsa bile çekebileceğim
bir iş değil.Hatta mühendis olmak zorunda kalışım bile bu işten
çok daha eğlencelidir diyebilirim.
Kahve falına inananlar varsa özür dilerim , ancak gerçek şu ki
uzman yalancılar tarafından kandırılmaktasınız.
8 Şub 2009
Ölüler Mevsimi - Ölü Evi Halleri

Ölüler mevsimi açıldı ! Herkese hayırlı uğurlu olsun.
Ölmek üzere olan insanların telepati yoluyla birbirleriyle
iletişim kurup da "hadi hep beraber ölelim , millet perişan
olsun paso ağlasın zırlasın " dediklerinden şüphelenmeye başladım
açıkcası.Çünkü kimle konuşsam şubat ayı başından beri bir takım
akrabalarının veya tanıdıklarının öldüğünü söylüyor.Ölüm zamanının
ayarlanabilir bir durum olduğu sonucuna varmak üzereyim ölümler
böyle devam edecekse.
Ölü evlerinden hiç haz etmem.Kendi evimden çıkan iki cenazeyi
gördüğümden midir bilmem , ne zaman ölü evine gitsem daralırım.
Sıkıntımın temel nedenleri ise;
1- İnsanların bir kısmının kendinden geçercesine
ağlaması ( ki bu insanlara öleceğimizi biliyorsun da neden imkansız
bir şey gerçekleşmiş gibi kendini paralıyorsun diye hep sormak
istemişimdir ),
2 -Kalanların sahte gözyaşları( bu insan grubu
Oscar alabilecek kapasiteye sahip ama ev hanımlığı vs... gibi
hayat çürüten meşguliyetlerle kendilerini heba ediyorlar),
3-Ölü evlerine götürülen su börekleri ( bu börekler nereden
geldiği belirsiz garip yağlarla yapıldığından dolayı ikram edildikleri
takdirde insanın midesini ağzına getirirler, eğer ölü evinde içinde su
böreği bulunan bir tabak elinize tutuşturulursa tabağı bırakıp kaçın,
uyarmadı demeyin),
4-Akrabası ölmüş olanları sakinleştirici haplarla boğan garip teyzeler
( bu teyzeler ölü evi psikologlarıdır , ellerindeki ilacın işe
yarayıp yaramadığı , zararlı olup olmadığı önemli değildir , görev
bilinciyle ellerine geçen hapları avuç avuç kurbanlarına yuttururlar ,
kurbanlar böylece kesilecek kıvama gelirler),
5-Ölümün acılığı üzerine nutuk atanlar ( bunlar da filozoflardır , dünyanın
gelip geçiciliği , kimsenin dünyada kalmayacağı üstüne anlamlı gözüken
boş sözler sarfederler , düşünceli ve anlayışlı gözükme derdindedirler,
konuşmaya başlayan bir tanesini görürseniz tuvalet bahanesiyle kaçın ,
yoksa hayatınız kararır ) ,
6-Aldığı koltuk takımlarından bahsedenler ( bu grup ölüye pek yakın
olmayıp da oraya gelmek zorunda olanlardan oluşur , ki ara ara kahkahayla
ortama suni şenlik katarlar , ölünün yakın akrabalarının kötü bakışlarına
maruz kalanlardır genelde ) .
Yarın zorunlu ölü evi ziyaretim var.Şimdiden daralmaya başladım.
Emre'yi Unutmak - Geçmiş Portre

Milk the Superblogerer bebeğime Heroes of Might and Magic
oynayacağım diyerek kaçtım , ki tam da bunu yapmak üzereydim ,
blogunda oldukça eskiden kalma bir yazı gördüm - sanırım 2006
yılına ait.Fenerbahçe'de aptal aptal oturduğumuz günlerden
birinde yaşanmış bir şeydi , o zamanlar bu kadar alkolik değildik
elbet , Fenerbahçe'ye ucuz içki içme yeri olarak da bakmıyorduk
(Tansaş'dan alınan bir sürü biraya bakıp oha lan paso kazıklanıyoruz
barlarda , hep böyle içelim deyip , ertesi gün yine barda
kazıklandığımız günlerden değildi ) , yalnızca temiz hava almak
için akşam yürüşe çıkmıştık ve Tesadüf Cafe'nin tam karşısında
bir bankta oturuyorduk.Hatunum o zaman henüz Mimar Sinan'a girmemişti
, oturduğu yerde karalamalar yapıyordu.Bundan sonrası Milk the Superblogerer'a
aittir ;
" -abla beni de çizsene
hım bilmem ki ben pek çizemem ama...
olsun abla anneme göstercem ya olduğu kadar
ya bilmem ki
hadi nolur abla ya
hadi hadi geç peki...
az önce zabıta mendillerimi aldı yaa,varya şu kırmnızı ıslak mendillerden
hıhı
8 milyon sermaye vermiştim onlara hepsi gitti işte anneme göstercem şimdi resmi
bi de inanmayacak, sen parayı gittin resme verdin diyecek,
ama bilir öyle şey yapmayacağımı
nerde oturuyosun
fikirtepede,eve 22 milyon elektrik bide su faturası geldi ödeyemiyoruz annem
merdivene (temizlik) gidiyo şurada tesadüf kafe var biliyo musun orda
mehmet abi var o şimdi beni iddiaya gönderir belki üstünü ver diyom
vermiyo belki 2milyon verir bugün bisikletimi de alıyodu zabıta bu benim
değil dedim yalvar yakar aldım 100milyon istiyo bide benden yaa şimdi
götürüp bisikleti satıcam başka bişey kalmadı 10verirler belki
abla benim gözler ela çiziyon di mi
gördüm çok güzelmiş
ama kirpiklerim uzun yaa...
...
bitti bu
abla sağol çok hadi ben gidiyorum...
13 yaşında hayatın bütün yükleri üzerine yüklenmiş emrenin,biz burda ay şuyum
böyle ay buyum şöyle diye şikayet ederken ,o bütün dertlerine rağmen bana poz
vermek için alabildiğine gülümsüyordu onun için 10dakika içerisinde
yapabileceğim en iyi portreyi yaptım
tam onu çizerken zengin "yat"sahipleri bu kızın bu çocukla ne işi var
dercesine bakışlarını savuruyorlardı bilindik tanıdık ezici bakışlar
emrenin sinirini bozan tek şey buydu işte alabildiğine sinirleniyor a
rabasının camını kırıp kaçsam kimse laf edemez gibi bi laflar ediyordu
bu onun sokağa ait serseri tarafıydı sadece
sonra ona kızıltoprakta gördüğüm boya sandığını yere düşürmüş, ağlayan
küçük çocuğu anlattım ,onun bunu bilerek yaptığını insanlara kendini acındırıp
10-20milyon kaptıgını söyledi,bi de azarladı ;abla istanbullu değil misin ,
bilmiyor musun bunları diye...
ne tezat bu halin istanbul
bir yanda koyarsın yatları katları
diğer yana verirsin cefaları cezaları "
Unutmuştum.Unuttuğum için de kendime kızmakla meşgulüm şu an.


