Aşk hakkında yeni keşiflerim var!
Demirin kristal yapısında - örneğin kübik
hacim merkezli bir kristal yapıda - boşlukları
dolduran karbon atomları gibi aslında aşk
denilen nevrotik tutum.Kişicikler içlerindeki
boşlukları bir başkasıyla alaşım yaparak
dolduruyorlar sanırsam.Böylece mukavemeti
yüksek bireyler olup çıktıklarını düşünüyorlar.
Aslında aşk dedikleri meret bireylerin kendi
zavallılıklarını kapamak için bir başkasını
kullanmalarından başka bir şey değil.
Yüce insanlığın(!) en önemli konudaki(!!)
tavırları demirinkinden bile öteye gidemiyor
malesef...
28 Şub 2010
Aşkın Fe-C Tutumu ...
3 Ağu 2009
Soyut Arzunun Dış Cephesi
Hepimiz cisimleştirilmiş bireyleriz.Cisimleştirilmiş
birey ve toplumun sahip olabileceği türden soyut bir
arzu beden ve ruhlarımıza dikte ettiriliyor.Empoze
edilmiş soyut arzularımız bize eş seçme konusunda
serbestlik tanıma aldatıcılığı içinde sahte demokrasiler
sunuyor.Konu bireylerin dış cephelerine gelince sahte
demokrasi bizden seçici olmamızı değil , "seçilebilir"
olmamızı ister.Diğer cisimleşmiş bireyi cezbedebilmek
için arzulanabilir bir bedene sahip olmamız gerektiği
beyinlerimize kazınır.
Muhafazakar yaklaşımlarda romantik bir bağlantı
kuruluşunun ideali "tek bireyle gerçeklerşir" cümlesi
ile ifade edilse de , söylem aldatıcıdır.Dış cepheyi
çekici hale getirmek , romantik bağlantılar başarısızlığa
uğradığında cisimleşmiş bireyin yalnız kalmasını önler.
Dış cephesi arzulanabilir olan birey , kendini " diğer
bir tek bireyle " gerçekleşecek olan yeni bir romantik
bağlantıya sürüklerken ; ona sunulmuş sahte demokrasiyi
minnetle anacaktır.Magazin kültürüne ait sürekli eş
değiştirme sendromu soyut arzunun yansıyan yüzeyine en
iyi örnektir.
Günümüz toplumunda birey ,
yalnızca seçilebilendir.
30 Tem 2009
Yeni Tanrılar : Şöhretler ve Şöhretimsiler
Yeni toplum düzeninde şöhret bolluğu yaşıyoruz.
Etrafta o kadar çok şöhret ve şöhretimsi var ki
her tipten insanın gözetleme merakını doyurmaya
yetiyorlar.Sanayi Devrimi sonrası toplumların
tanrısızlığını doyurmanın en güzel yolu onlara
yeni ve daha ulaşılabilir tanrılar sunmaktı , ve
medya onların bu arzularına hemen cevap verdi.
Parıltılı görüntüleri , hem ulaşılabilir hem de
ulaşılamaz oluşlarının yarattığı baştan çıkarıcılık
ile harmanlanınca , yeni yapay tanrılarımız bizleri
daha büyük kolektif saçmalıklara sürüklediler.
Toplu olarak onları gözetlemeye başladık , medya
aracılığıyla sunulan sahte yüzlerine özendik ,
kendi yüzlerimize aynı kalıptan sahte yüzler yapmaya
çalıştık.Onlar gibi giyindik , onların yemek
yediği yerlerde yedik , onların okuduğu kitapları
okuduk , onların izlediği filmleri izledik vs...
Toplumlar şöhretler ve şöhretimsiler sayesinde toplu
halde röntgenciliğe alıştırıldı.İlgimiz olmayan ,
bizi alakadar etmeyen her şey üzerinde yorum yapar
hale gelmek hepimizi narsist yanılgılara sürükledi.
Şöhret veya şöhretimsinin hayatını belirleyebilecek,
kaderini çizebilecek güce sahip olduğumuza
inandırıldık.İçinde sürüklendiğimiz yanılgıların
farkında olmayan , röntgenciliğimizi destekleyen
saçmalıkların boyunduruğu altında gerçek yaşamı,
gerçek insanları unuttuk , unutturulduk.
Magazin , şöhretler ve yaşantıları kitlelerin yeni
afyonu oldu.Artık şöhret havuzunda boğulmaktan
kurtulmamız çok zor.
Boğulmadan kıyıya ulaşmanız dileğiyle sevgili kara
koyunlar.
24 Tem 2009
The Facebook has you...

İnsancıklar Facebook denilen meret yüzünden
"reality" (bunu ingilizce yazınca pek bir havalı
olmuyor mu azizim) kavramlarını kaybettiler
sevgili kara koyunlar.Kısacık hayatını sadece
Facebook'a resim eklemek için fotoğraf çektirmekle
geçiren genç beyaz koyunlar gündelik yaşamdan
kopalı bir iki sene oldu.Beyaz koyun sürüsü artık
toplumsal olaylara bile Facebook nanesinde açtıkları
gruplara üye olarak tepki veriyor.Böylece hem suya
sabuna dokunmuyor , hem de "diğerleri"nin gözünde
bir sürelik sanal kahraman haline geliyor.Aşklarını
"diğerleri"ne gösteriyorlar , zevklerine "diğerleri"ni
ortak etmeye çabalıyorlar , hayatlarını kare kare
"diğerleri"ne sergiliyorlar.Gerçek hayatında sabahları
geyirerek uyanıp , tuvaletten elini yıkamadan çıkan
bir beyaz koyun ; sanal hava atma ortamında dünyanın
en karizmatik beyaz koyunlarından bir haline geliyor.
Ya da üç beş kuruşu zor denkleştirip lüks
bir "night club"(!)a ucuzluktan aldığı elbiseleri
kombine edip gidiyor ; oranın müdavimi edasıyla boy
boy yüzlerce resim çektiriyor.Bu beyaz koyun sürüsü
kendini bu sanal gerçekliğe öylesine kaptırdı ki
çoğu zaman kavgalarını veya tartışmalarını bile
sanal paylaşım ortamında yapmayı yeğliyor.Dialog
kurmaktan kaçınan , insan olgusunu öldürüp yerine
sanal bireyi koyan hastalıklı bir zihniyetin doğuşunu
izliyoruz kara koyunlarım.İnsanca paylaşımı öldüren
sanal zevkler alemi çok yakında gerçek insanın yok
oluşuna tanık ettirecek bizi.
"The Matrix has you..." cümlesi bizim beyaz
koyunlarımız için şu oldu :
"The Facebook has you..."
Güzel günler sevgili kara koyunlar.
"Gerçek" bir gün geçirmeniz dileğiyle...
17 Tem 2009
Kısa Bir Reklam Arası ...

Ve şimdi reklamlar...Toplum mühendisliği ya da
gavurcasıyla söylersek 'civil engineering' denilen
-fenomen-i (bakınız çok elitim olgu demek yerine
fenomen demeyi tercih ediyorum , ah nerede benim
şarap kadehim...) uygulamaya girişmiş reklamcı
arkadaşlara anime karakterlerinin sahip olabileceği
boyutta açılmış gözlerle bakıyorum.Evet yaptığım
eylem bu.Bakma eylemini gerçekleştiriyorum belki
ama anlama eylemi gerçekleşir mi bilemem.Bu zatlar
bilinçsizce ( 4 ya da 2 yıl süreyle ) işin okulunu
okuyup(!) "reklamcı" ya da "reklam yazarı" oluyorlar
biliyorsunuz.İşte okuma faslı bittikten sonra kafaları
ütülenmiş bu arkadaşların %99'u (%1'e haksızlık etmek
istemedim) yaratıcı oldukları sanrısıyla ileri
derece depresyon ve şizofreniye mükemmel birer örnek
oluşturuyorlar.Bu nedenle bu arkadaşlara buradan
-yaratıcı olmayan biri olarak - nutuk atmak istiyorum:
Ey bilinçsiz reklamcı birey! Yaratıcılık kisvesi
altında önce sana , sonra da topluma yutturulan şey
ileri derece tüketim özentisidir.Sen reklam yaptığın
sürece , hedef kitlenin %99'u (%1 hala gönlümde ayrı
bir yerin var ) -fenomenlerle- (senin dilinden
konuşuyorum tatlım ) mutlu olduğunu sanmakta veya
mutluluğu çamaşır makinesi ya da tüy dökücü kremde
bulabileceğini düşünmekte.Bunun suçlusu sen değilsin
elbet , ancak içinde bulunduğun düzenin ve insan
manipüle etme durumunun yaratıcılık olarak adlandırılmasına
da izin verme.Bu sıradan birinin sıradan tavsiyesidir.
Gözlerinden öptüm reklamcı birey.
Reklamlar bitti...
6 Mar 2009
Sitem - Fazlasıyla Kısa
Ey insanoğlu - kızı , her ne isen ! Bu kendini
beğenmiş tavır doğanda mı var , yoksa binlerce yıldır
kapatıp , sandıklara soktuğun gerzekliğin gün ışığına
çıktı da bizim mi haberimiz yok.Ne zamandan beri diğer
canlılardan üstünsün ya da ne zamandan beri diğer
canlıların kralı olduğun hayaliyle boğuşuyorsun?Ne
aslanların ormanları sana vermeye ne de kartalların
dağ tepelerini sana bırakmaya niyeti yok.Doğa sen
elini sürmesen de kendini idare edebilecek durumda.
Öyleyse kim sana en değerli olduğun yalanını
söyledi?
8 Şub 2009
Hitler'in Yahudileri - İsrail'in Müslümanları

Tam 15 kez suikast düzenlenmiş ama yine de ölmemiş bir
adam.O biiir insan düşmanı , o biiir nasyonal sosyalist , o
biiiir savaş uzmanı , o biiiir katil , o biiir anti - semitist ,
o biiir saf ırk takıntılı , o biiir Nazi , o biiir Hitler.
Valkyrie'yi izlerken aklıma takıldı , bir insandan kendi ordusunun
albaylarının bir kısmı bile nefret ederken , nasıl olur da ölmemek
için bu kadar diretir.Defalarca suikast düzenlenmiş ancak her
seferinde kazasız - hatta bir çoğu sıyrıksız - atlatabilmiş.Tanrı
aslında varolsaydı bu garip adamı korumuş sayılmaz mıydı defalarca?
Asırlarca iyinin yanında olan tanrı , birden saf değiştirip Hitleri
koruma altına mı almıştı?O zaman Yahudiler'den nefret eden bu
yaratıcı , şimdi ne oldu da İsrail Filistin üzerine bomba yağdırırken
Yahudi sempatizanı kesildi? Yoksa tanrı hep kötüleri mi sever?
Yüzlerce filmde Hitler'in kendilerine uyguladığı zulmü anlatan
semitistler elbet bu konuda haklıydılar , elbet Hitler tarafından
yapılan soykırım haksızdı ve elbet dünyadaki tüm ırkların sorgusuz
onayını almışlardı.Ancak başlarına gelenler onları aynı şeyi yaparken
haklı çıkarmaya yeter mi?Nazi Almanya'sının günümüz İsrail'inden
farkı var mıdır?Hitler varlığını kendini 1.Dünya Savaşı sonrası
ekonomik çöküntü içindeki Alman halkına borçluydu , ya İsrail?Osmanlı'nın
hala varolduğu dönemlerden başlayarak kendilerine devlet yaratma
çabası içerisindeki Yahudiler yıllarca İngiltere'nin daha sonra da
Amerika'nın kapısını aşındırarak ,2.Dünya Savaşı'nı bahane ederek sahip
olmadıkları topraklar üzerinde kafalarına göre bir devlet kurmadı mı?
İsrail bu kadar kişiyi sorgusuz öldürürken , Hitler neden en büyük
katil sayıldı?
İsrail'in ülkelerine toprak katma şeklinin 3.Reich anlayışı ile farkı
var mıdır?NSDAP ile Likud arasında ideolojik olarak bir fark görebilir
misiniz?Olmert'i , Şaron'u , Peres'i ; Hitler'den veya Himmler'den
ayıran bir özellikleri var mıdır?Cevaplar hayır mı? O zaman neden tüm
suç Hitler'in olsun ki? Neden dünyada soykırım denildiğinde akla sadece
Hitler gelsin ki?
Hitler ne kadar korkunç olsa da ondan kurtulmak için canlarından
vazgeçenler olmuştu.Acaba İsrail'in savaşçı politikasından vazgeçmek
isteyen onurlu Yahudiler de çıkar mı?
1 Şub 2009
Sahip Olamadığım Fikirler - Olmayanlar
Fikrim olmayan şeyler :
*Kadınların alışveriş yaparak kaybettikleri zamanı
nasıl telafi edecekleri hakkında fikrim yok ,
*Hayalimdeki kütüphanenin oluşması için kaç yıl daha
gün başına bir adet olmak üzere kitap okumam gerektiği
konusunda fikrim yok ,
*İnsanların kendilerini dünya üzerindeki diğer tüm
canlılardan üstün görmelerinin sebebi hakkında fikrim
yok,
*Pırasanın bu kadar kötü bir tada sahip olmasının
nedeniyle ilgili fikrim yok ,
*Genetik yapımın , DNA kodlamamın neden biraz daha
düzgün olmadığı hakkında fikrim yok,
*Dünya üzerine gelen milyarlarca insan arasında bu
toprak parçası bana ait diyen ilk akıl hastası kişiliğin
hala sürdürülen mentalitesi(ya da mantalitesi artık
hangisi doğruysa,aslında kelime mental kökünden gelse
de TDK abimiz mantalite doğru diye tutturmuş , ben ne
yapayım) hakkında fikrim yok,
*Kimi büyük silah şirketleri kasalarına fazladan milyonlarca
dolar soksun diye savaş çıkartan ülke yöneticilerinin
para düşkünlükleriyle milyonlarca insanın hayatını yıllarca
sürecek köklü değişimlere uğratma umarsızlığı hakkında
fikrim yok,
*Cinselliği , cinsel eğilimleri suç olarak gören , bunu
yasaklayan ve bakireliği yücelten zihniyet hakkında fikrim
yok,
*Bakireliği yüceltirken , bakire kalabilen yeşil alanlara
zevkle tecavüz eden emlak simsarları hakkında fikrim yok,
*Kendi derileriyle yetinemeyip de üstlerine tilki,tavşan vs...
gibi hayvanların kürklerini örtüp güzel olduğunu düşünen
çirkin mahluklar hakkında fikrim yok,
*Düşünceyi hala suç olarak gören , düşünen insanı ezen
ve ortadan kaldıran postmodern yalakalar hakkında
fikrim yok,
*Ve tüm dünyadaki yanlışları onaylayıp ,sessizce çaylarını
içip televizyon izleyen koyunlar hakkında hiç fikrim yok!
24 Oca 2009
1950'nin İdeal Kadını - Kalıplar ve Bukleler

İlk milli sözlük yazarlarımızdan Ahmet Vefik Paşa(1823-1891)
Lehçe-i Osmani'yi hazırlarken kadın kelimesini şöyle tanımlar;
"Kadın , hatun kelimesinin başka bir şeklidir.Kadın ya da
kadun , kadamak fiilinden türetilmiş Türkçe bir kelimedir.
Kadamak fiili ise yönetmek , emretmek anlamına gelir.Yani
kadın yöneten , emreden demektir."
....................................
NTV Tarih dergisinin Şubat 2009 sayısında gördüğüm bir
resim epey ilgimi çekti .Resimde tasvir edilen kadın 1950
yılının ideal kadını.İdeal olmak , mükemmel olmak gibi fazla
garip bir yaklaşıma sahip dönem kadın uzmanlarının(!) harika
kadın tarifi aynen şöyle ;
1-Sarışın : 1950'de ideal olabilmek için ilk şartımız sarışın
olmak.Olur ya , siyah veya kızıl saç sahibi biri çıkarsanız
eğer ideal olma şansını baştan kaybedersiniz.
2-Uzun Saçlı : Sarışın olmak yetmez ! Sarı uzun ve bukleli
saçlar sizi 1950'de oldukça popüler yapabilirmiş .Kısa
saçlılar , üzgünüm , elendiniz.
3-Grek Burunlu : Bu sanırım özel bir burun şekli , uzmanlarımız
burun için sıfat bulamamışlar , e bari Yunan burnuna benzesin
demişler.Zaten Yunanlılar diğer dünyalılardan farklı noktasal
burunlara sahipler !
4-Dolgun Dudaklı : Diğer bir deyişle köfte dudaklı . Eğer
botokslu dudaklarınız yoksa 1950 dönemine göre oldukça
çirkinsiniz.
5-Berrak ve Şen Yüzlü : Yüzünüz damacana suyu kadar berrak olsun
emi !
6-Dolgunca Göğüslü : Küçük göğüsleriniz mi var ? Ne ayıp . 1950'de
bir hiçsiniz.Ancak şimdi göğüscüklerinize(!) polisilikosan doldurup
ideal kadın olabilirsiniz.
7-İnce Belli : Güzel olmanın diğer bir şartı ise çay bardağı gibi
olmak.Ne kadar dar o kadar estetik.
8-Mevzun ve Mütenasip Bacaklı : Yani biçimli ve orantılı bacaklarınız
olacak.Orantının formülünü bulursam başka bir yazıda sizlerle
paylaşacağım ki yararlanasınız sevgili idealist kadınlar.
9-İnce Bilekli : Bileklerinizin kalınlığı, kedi kuyruğu kalınlığından
fazla ise ne yazık ki çirkinin alasısınız.Bilek dediğimiz oluşum
öyle olmalıdır ki ilk topuklu ayakkabıyla Taksim'de yürüdüğünüzde
kırılabilmeli , en kötü ihtimal incinmelidir.
10-Ufak Ayaklı : Kayık genişliğinde ayaklarınız varsa ne yazık size.
Ayak dediğiniz en fazla 35 numara olmalıdır ki asla ayağınıza göre
ayakkabı bulamayın.İdeal kadın gerekirse çocuk ayakkabısı da
giyebilmelidir.
11-Tahsilli : Tüm bunlara sahip olup da eğer çerçeveletilmiş süs
diplomasına sahip değilseniz ideal kadın olma şansını en son
maddede kaçırdınız demektir.
İşte 1950'de güzel olmanın 11 yolu !Bugün dahil en ufak fark
oluşturmamış bakım-kozmetik-güzellik sektörü asırlardır kadınları
parmağında oynatmıyor mu?Kadınlar güzel olabilmek için hala daha
onlara ideal yöntemler sunan sahtekarlara tonlarca para akıtıyor.
Bu yaklaşım sürdüğü sürece kadınlar yanlış şekilde idealize
edilmeye devam edecektir.
...................................
Ahmet Vefik Paşa kadını tanımlarken emreden , yöneten demiş
demesine de , sizce de asıl yöneten güzellik endüstrisi değil mi?
16 Oca 2009
Kadın Sünneti : Cinsel Hazzın Ölümü
Erkek hegemonyası altındaki toplumlarda kadınlar asırlardır
sindirilmekte.Dayak , işkence , tehdit ve dinsel baskılarla
susturulan kadınların büyük çoğunluğu ise kaderlerine boyun
eğip, susmak zorunda kalıyor.Ataerkil yapı genellikle
kadınların sosyal yaşantılarını , ekonomik bağımsızlıklarını ,
görünüşlerini ve kişiliklerini kafeslemekteyken , kimi zaman da
bazı toplumlarda daha uç örneklerle karşımıza çıkıyor ; kadın
sünneti gibi.Kadın sünneti , küçük yaştaki kızların klitorislerinin
kesilmesiyle cinsel arzuyu engellemeye çalışan ilkel bir yöntem.
Sünnet üç şekilde gerçekleştiriliyor ;
1)Clitoridectomy : Klitorisin tamamının kesilmesi ,
2)Excision : Klitorisle birlikte küçük ve büyük dudakların bir
kısmının kesilmesi ,
3)Infibulation : Klitoris , küçük ve büyük dudakların tamamen
kesilmesi,yalnızca idrar ve menstrual döngünün sağlanması için
küçük bir açıklık bırakılması.Sünnet edilen kadınların büyük
çoğunluğunda 1. ve 2. yöntem uygulanırken , kimi ülkelerde
firavun tarzı diye adlandırılan 3. yöntem de uygulanmakta.
Afrika'nın büyük çoğunluğu, Bileşik Arap Emirliği , Yemen ,
Endonezya , Umman Ve Malezya'da bugün hala daha kadın sünneti
utancı yaşanıyor.Kimi madrabazlarca gelenek olarak nitelendirilen
bu vahşet , küçük yaştaki kızların beyinlerine kadınlığa geçişin
en önemli adımı olarak kazınıyor.Çeşitli törenlerle gerçekleşen
sünnet esnasında daha az çığlık atan kızlar takdir toplarken ,
daha çok çığlık atan kızlar ayıplanıyor.Sünnetli kadınlar
toplumda statü atlarken, sünnetsiz kadınlara fahişe gözüyle
bakılıyor.Kimi ülkelerde ise başlık parasının bedelini belirlemek
için damadın ailesinin sünnet açıklığına önceden bakma hakkı
bulunuyor , sünnet açıklığı dar olan kadınların pahası artıyor.
7-8 yaşlarındaki kızlar kadın olabilmek uğruna bu işkenceye
yüzyıllardır maruz kalıyor.
Milattan önce de varolan bu eziyet , dinlerin ortaya çıkışından
sonra da devam ediyor ve günümüzde de ister tek tanrılı , ister
çok tanrılı dinlere inanan bir çok toplumda gelenek olarak
sürdürülüyor.Kadınların genital bölgeleri kesilirken uyuşturulmuyor,
defalarca kullanılmış steril olmayan bıçaklarla kesiliyor.Bu
durum kadınlarda tetanos , HIV gibi hastalıklara yol açıyor.Ayrıca
kadınlar idrar kaçırma , idrar tutma gibi bir çok sorunla karşı
karşıya kalırken, psikolojik olarak da ömürleri boyunca sürecek
bir yıkımla başa çıkmaya çalışıyorlar.
Kadın sünnetine karşı örgütlenmeler elli yıldan fazla bir
süredir Afrika'nın bilinçli kadınlarınca sürdürülüyor.Birleşmiş
Milletler(UN) ve Dünya Sağlık Örgütü(WHO) her ne kadar bu konuya
kulak tıkasalar da tüm dünyadaki duyarlı insanlar kadın sünnetlerinin
önlenmesi için canla başla mücadele ediyorlar.Ancak dünyadaki
zengin ülkelerin Afrika'ya olan duyarsızlığı , Afrika'nın yaşadığı
açlık ve hastalıklar, ekonomik göstergeleri elinde tutan ve kıtanın
yerüstü - yeraltı kaynaklarına göz diken batılı şirketlerin
tutumu bu konunun unutulmasına sebep oluyor.Birleşmiş Milletler
raporuna göre bugün dünyada 130 milyondan fazla kadın ve kız
çocuğu sünnetli.
Ataerkil yapı toplumların en küçük birimlerinden dahil kazınmadığı
sürece toplumlar bu ve benzeri vahşetleri sürdürmeye devam edecektir.





